İMAM HÜSEYİN(A.S)’INMEDİNE VE MEKKE’DEKİ BUYURDUĞU SÖZLERİ 1

Dini konular, kafanıza takılan sorular, konuşulmasını arzu ettiğiniz meseleleri burada paylaşabiliriz.
Kullanıcı avatarı
candost
Aktif Üye
Aktif Üye
Mesajlar: 130
Kayıt: Pzr Nis 16, 2006 1:00 am
İletişim:

İMAM HÜSEYİN(A.S)’INMEDİNE VE MEKKE’DEKİ BUYURDUĞU SÖZLERİ 1

Mesajgönderen candost » Cum May 25, 2007 6:12 pm

Bismillahirrahmanirrahim



Hicretin 60. yılı, Recep ayının ortalarında, Muaviye'nin ölmesiyle oğlu Yezid hilafet makamına geçti. Hilafeti eline alır almaz hemen muhtelif bölgelerin vali ve yöneticilerine mektuplar yazarak onlara Muâviye'nin ölümünü bildirdi. Babası döneminde öngörülen veliahtlığını ve kendisi için halktan bu hususta bi'at alındığını hatırlattı ve onları kendi makamlarında baki kılarak halktan, kendisi adına yeniden bi'at almalarını emretti.[1]



Aynı mevzuda bir mektup da Medine şehrinin valilik makamına tayin edilmiş olan Velid ibn-i Utbe'ye gönderdi, ve bir not da ilave edip babası döneminde kendisine bi'at etmeyi kabul etmeyen üç meşhur şahsiyetten de bi'at almasını önemle te'kid ederek şöyle yazdı:

"Hüseyn ibn-i Ali, Abdullah ibn-i Ömer ve Abdullah ibn-i Zübeyr'den bi'at almak hususunda onlara sert davran ve bi'at etmedikleri sürece hiç bir ruhsat ve izin verme."

Velid ibn-i Utbe, Yezid'in mektubu ulaşır ulaşmaz, akşamleyin, Muâviye'nin önceki valisi olan Mervan ibn-i Hakem'i yanına çağırtıp Yezid'in mektubu hakkında onunla istişare etti. Mervan ibn-i Hakem: "Muaviye'nin ölüm haberi şehirde yayılmadan önce bu kaç kişiyi kendi yanına çağır ve onlardan Yezid için bi'at al" dedi.

Velid bu öneriyi benimseyip aynı gece onların peşi sıra memur gönderip huzuruna çağırttırdı. Mescid-un Nebi'de birlikte oturup sohbet eden Hz. Hüseyin (a.s) ve Abdullah b. Zübeyr'e bu haber ulaşınca, Abdullah b. Zübeyr, geceleyin valinin yanına çağırılmadan endişeye kapılmasına rağmen İmam Hüseyin (a.s), İbn-i Zübeyr'e: "Öyle sanıyorum ki Benî Ümeyye'nin tağutu Muaviye b. Ebî Süfyan helakete ermiştir, bu davetten maksad da oğlu Yezid için bi'at almaktır." diyerek konuya açıklık getirdi.

Musiyr-ül Ahzan kitabının naklettiğine göre, İmam Hüseyin (a.s) sözlerine şunu da ekledi: "Ben uykuda, Muaviye'nin evinde alevlerin yükseldiğini ve minberinin altüst olduğunu gördüm."

Velid'in meclisine geldiğinde İmam Hüseyin (a.s)'ın tahmin ettiği gibi Muaviye'nin ölüm haberini İmam'a bildirilerek Yezid'e bi'at etmesi istendi.

İmam Hüseyin (a.s) Velid'e cevap olarak: "Benim gibi birisinin gizli olarak bi'at etmesi doğru değildir. Ki sen de böyle bir bi'ata razı olmamalısın. Bütün Medine halkını, biatlerini yenilemek için davet ettiğinde, biz de bu işi yapmaya karar alırsak, diğer müslümanlarla birlikte bi'at ederiz." dedi

Velid Hz. Hüseyin (a.s)'ın bu sözünü kabul edip fazla ısrar etmek istemedi. İmam (a.s) oradan ayrılmak için hazırlandığında mecliste hazır bulunan Mervan b. Hakem gizlice Velid'e: "Eğer gecenin bu saatinde Hüseyin'den bi'at almazsan artık kan dökülmedikçe onu bi'ata zorlayamazsın. Binaenaleyh bi'at etmediği takdirde onun buradan ayrılmasına müsaade etme ve bi'at etmezse Yezid'in emrettiği gibi boynunu vur." diye tenbih etti.

İmam Hüseyin (a.s), Mervan'ın bu tutumunu görünce ona hitap ederek: "Ey Zerka'nın oğlu[2]



sen mi beni öldüreceksin yoksa Velid mi? Yalan söyledin ve günah işledin." buyurdu.

Sonra da Velid'in kendisine hitaben şöyle buyurdu: "Ey emir! Bizler nübüvvet hanedanı ve risalet madeni, meleklerin sık-sık uğradığı ve Allah'ın rahmetinin (kendilerine) indiği kimseleriz. Allah-u Teâla İslam'ı bizimle (Hz. Muhammed'le "s.a.a") başlatmış ve bizimle (Hz. Mehdi "a.s") de sona erdirecektir. Ama benden kendisine bi'at almak istediğin şahıs (Yezid) şarap içen, elini suçsuz insanların kanına bulayan, ilahî düsturları ayaklar altına alan, alenen halkın gözü önünde fısk-u fücura baş vuran bir şahıstır. Acaba benim gibi bir kimsenin böyle fasit birine bi'at etmesi doğru olur mu? Fakat bu hususta biz ve siz geleceği nazara almalıyız; o zaman da hilafet ve bi'at makamına hangimizin daha lâyık olduğunu göreceksiniz."

İmam Hüseyin (a.s) Velid'in ümidini suya düşüren bu konuşmasından sonra meclisi terk etti.

"Lühuf" ve diğer kitapların naklettiğine göre Hz. Hüseyin (a.s), Mervan b. Hakem'i gördüğü gecenin sabahı, Mervan kendisine şöyle dedi: "Ey Eba Abdullah! Ben senin hayrını istiyorum, size bir teklifim vardır. Kabul ederseniz hayır ve salahınıza tamam olur." İmam (a.s): "Teklifiniz nedir?" diye sordu. Mervan şöyle dedi: "Dün gece Velid b. Utbe'nin meclisinde söylendiği gibi hemen Yezid'e bi'at et! Çünkü bu iş senin, hem dinin ve hem de dünyan için daha faydalıdır."

İmam (a.s) cevaben şöyle buyurdu: "İnna lillah ve inna ileyhi raciun. Müslümanlar, Yezid gibi bir hükümdara duçar olduğunda artık İslam'la vedalaşmak gerekir. Evet, ben ceddim Resulullah'ın (s.a.a) şöyle buyurduğunu duydum: "Hilafet Ebu Süfyan hanedanına haramdır. Bir gün Muâviye'yi minberim üzerinde görecek olursanız onun karnını yarın." Ama Medine halkı onu, Peygamber'in (s.a.a) minberi üzerinde gördükleri halde öldürmediler. Şimdi Allah-u Teâla onları (Muaviye'den daha kötü olan) fasık Yezid'e müptela etti."

Hatib-i Harezmî'nin naklettiğine göre Hz. Hüseyin (a.s) Velid'in meclisinden çıktığı aynı gecede Resulullah'ın (s.a.a) haremini ziyaret etti, kabrinin kenarında durup ceddine şöyle dedi: "Selam olsun sana ey Allah'ın elçisi, ben senin yavrun ve kızın Fatıma'nın oğlu Hüseynim. Ben ümmetinin arasında onların hidayeti ve önderliği için halife kıldığın torununum. Ey Allah'ın Peygamberi, şahit ol ki onlar bana yardımda bulunmadılar, beni korumadılar. İşte bunlar, seninle yeniden görüşünceye dek var olan şikayetlerimdir."[3]



İmam (a.s) hareket etmeye karar aldığı günün ertesi gecesi, ikinci kez olarak ceddinin kabrini ziyaret edip Resulullah'a (s.a.a) şöyle dedi: "Allah'ım! Bu senin Peygamberinin kabridir, ben ise Peygamberinin kızı Fatıma'nın oğluyum. Şu anda senin bildiğin bir olayla karşılaşmış bulunuyorum. Allah'ım! Ben iyiliği severim, kötülükten hoşlanmam. Ey celal ve ikram sahibi olan Allah! Bu kabrin ve içerisindeki yatan şahsın hürmetine benim için, senin ve Peygamberinin rızasına uygun olan yolu mukadder eyle."[4]


Harezmi'nin nakline göre Hz. Hüseyn (a.s) o gece sabaha kadar Peygamberin kabrinin kenarında Rabbiyle münacat edip ibadetle meşgul oldu.

Hz. Hüseyin (a.s), Medine'den hareket edeceği malum olunca, İmam (a.s)'ın canını tehlikeye atmamasına büyük bir ilgi gösteren bazı yakınları, huzuruna varıp İmam'a (a.s) Yezid'le uzlaşmayı teklif ettiler.

Bu şahıslardan biri de "Ömer ibn-i Atraf" ismiyle bilinen Hz. Ali (a.s)'ın oğlu Atraf'tır. Lühuf kitabının naklettiğine göre Atraf kardeşi Hz. Hüseyin (a.s)'ın huzuruna çıkıp şöyle dedi: "Kardeş! Kardeşim Hasan'ın babam Hz. Ali'den naklettiğine göre seni katledecekler. Sanıyorum ki Yezid'e karşı muhalefet etmen ölümüne sebep olacaktır ve böylece o haber gerçekleşecektir. Ama Yezid'e bi'at edecek olursan bu tehlike yok olur; siz de öldürülmekten kurtulmuş olursunuz."

İmam Hüseyin (a.s) cevabında şöyle buyurdu:

"Babam Ali (a.s), kendisinin ve benim öldürüleceğimizi... bana haber vermiştir. Senin bildiğin şeyi ben bilmiyor muyum? Vallahi ben hiç bir zaman zillete boyun eğmeyeceğim... Fatımat'üz-Zehra'ya evlatları yönünden eziyet veren kimseler asla cennete girmeyeceklerdir."[5]


Hz. Hüseyin (a.s) mezkur kararından dolayı, endişesini dile getiren kimselerden birisi de Hz. Ali (a.s)'ın evlatlarından olan Muhammed-i Hanefiye idi. Taberi ve diğer kitapların naklettiğine göre, Hz. Hüseyin (a.s)'ın huzuruna varıp şöyle dedi: "Kardeşim! Sen halkın en sevimlisi ve en değerli olanısın. Teşhis ettiğim hayır ve salahı sana söylemekle mükellefim. Sanıyorum ki, siz şimdilik mümkün olduğu kadar belirli bir şehirde ikamet etmezseniz daha iyi olur... Bu şehirden uzak olan bir yerde sükûnet edip oradan halka elçiler gönderin, onların himayesini kazanın. Bi'at ederlerse Allah'a şükredin, Bi'at etmedikleri takdirde ise zarardan uzak kalmış olursunuz..."

İmam Hüseyin (a.s) kardeşi Muhammed-i Hanefiye'ye cevap olarak şöyle buyurdu: "Kardeşim! Yezid'e bi'at etmemek için bir şehirden diğer bir şehre gitmemi bana teklif ediyorsun, ama şunu bil ki eğer bu geniş dünyada sığınılacak hiç bir yer olmasa bile yine de ben Yezid ibn-i Muâviye'ye bi'at etmeyeceğim."[6]


Bu sözler üzerine Muhammed-i Hanefiye'nin gözlerinden yaşlar boşandı... İmam (a.s) sözüne şöyle devam etti. "Kardeşim Allah sana mükafat versin, sen nasihat etme ve doğru yolu gösterme hususunda kendi vazifeni yaptın. Fakat ben kendi vazifemi senden daha iyi biliyorum. Mekke'ye hareket etmeye karar aldım. Ben, kardeşim ve kardeşimin çocukları ile şialarımdan bir grup yolculuk için hazır durumdayız... Ama senin üzerine düşen vazife Medine'de kalman, gıyabımda Benî Ümeyye taraftarlarının git-gellerini ve onların gizli hareketlerini göz önünde bulundurman ve bu konuda gereken haberleri bana ulaştırmandır."

İmam Hüseyin (a.s)’ın Vasiyeti
İmam Hüseyin (a.s), Medine'den Mekke'ye hareket ettiği vakit şu vasiyeti yazıp mühürleyerek kardeşi Muhammed-i Hanefiye'ye verdi:

"Bismillahirrahmanirrahim. Bu Hüseyn ibn-i Ali'nin kardeşi Muhammed-i Hanefiye'ye olan vasiyetidir. Hüseyin şehadet ediyor ki Allah'dan başka bir ilah yoktur. Muhammed (s.a.a) O'nun kulu ve elçisidir, hak dini (İslam'ı) Allah'dan (bütün alemlere) getirmiştir. Cennet ve cehennem haktır. Kıyamet günü vuku bulacaktır; onun vuku bulmasında hiçbir şüphe yoktur. Allah-u Teâla (böyle bir günde) bütün insanları diriltecektir.

Ben azgınlık, makam, fesad ve zulüm için Medine'den ayrılmadım. Ben ceddimin ümmetini ıslah etmek, marufa emir, münkeri nehyetmek, ceddim Resulullah (s.a.a) ve babam Ali'nin (a.s) yolunda gitmek için kıyam ettim. Öyleyse kim bu gerçeği benden kabul ederse (bana itaatte bulunursa) Allah'ın yolunu kabul etmiştir ve kim de bunu reddederse (bana itaatte bulunmazsa), Allah benimle bu kavmin arasında hükmedene kadar sabrederim (kendi yolumu tutup giderim) Allah hükmedenlerin hayırlısıdır. Kardeşim! İşte bu benim sana olan vasiyetimdir. Muvaffakiyet Allah'tandır, O'na tevekkül ediyorum, dönüşüm de yine O'nadır."[7]

Hz. Hüseyin'in (a.s) Mekke'deki Sözleri
İmam Hüseyn (a.s) Mekke'ye girdiği sıralarda Abdullah ibn-i Ömer müstahap Umre amallerini yerine getirmek ve şahsi işlerini yapmak için Mekke'de kalmaktaydı. Hz. Hüseyin (a.s) Mekke'ye girdiği ilk günlerde o da Medine'ye dönmeye karar aldı. İmam (a.s)'ın huzuruna gelip O'na Yezid ile sulh ve bi'at etmeyi teklif etti ve İmam (a.s)'ı Yezide karşı muhalefet etmenin tehlikeli sonuçlarından sakındırdı.

Harezmî'nin nakline göre İmam (a.s)'a şöyle dedi: "Ya Eba Abdullah! Halk Yezid'e Bi'at etti, dirhem ve dinar da onun elindedir, halk ister istemez ona yönelecektir. Bu hanedanın eskiden beri size karşı düşmanlıkları olduğu için, ona muhalefet ettiğin takdirde öldürülmenden ve bir grup müslümanların da bu yolun kurbanı olmasından korkuyorum. Ben Resulullah’tan (s.a.a) şöyle buyurduğunu duydum: "Hüseyin öldürülecektir, halk ona yardım etmekten el çekerse, zillet ve hakirliğe düçar olur." Sen de diğer müslümanlar gibi bi'at et ve müslümanların kanının dökülmesinden sakın."[8]


Hz. Hüseyn (a.s) çeşitli insanlarla konuştuğunda, onların her birine akıl, idrak ve basiretleri miktarıca münasip cevaplar veriyordu. Abdullah ibn-i Ömer'in teklifi karşısında da şöyle cevap verdi: "Ey Eba Abdurrahman! Biliyor musun dünya Allah katında o kadar hakirdir ki Yahya ibn-i Zekeriyya[9]

gibi büyük bir Peygamberin kesilmiş başı Benî İsrail'in kötü ve zinakarlarından birisine hediye olarak gönderildi? Benî İsrail (Allah'a karşı öyle muhalefet etti ki) şafak vaktinden güneş doğuncaya kadar tam 70 Peygamber katlettiler. Sonra, sanki hiçbir cinayet işlememişler gibi pazar yerlerinde oturup alış-verişleriyle meşgul oldular.

Allah-u Teâla onlara azap göndermede acele etmedi, onlara biraz mühlet verdi, sonra intikam sahibi muktedir Allah, onları sert bir şekilde cezalandırdı."

İmam (a.s) daha sonra şöyle buyurdu: "Ya Eba Abdurrahman! Allah'dan kork, yardımını bizden esirgeme."[10]


Saduk (r.a)'in naklettiğine göre Abdullah ibn-i Ömer kendi teklifinden netice almadığını görünce İmam (a.s)'a şöyle dedi: "Ya Abdullah, bu ayrılık vaktinde Resulullah'ın (s.a.a) bedeninden defalarca öptüğü yeri müsaade edin ben de öpeyim."

Hz. Hüseyn (a.s)’ın Basra Halkına Mektubu
Taberi'nin naklettiğine göre Hz. Hüseyn (a.s), Mekke'ye girdikten sonra, Basra şehrindeki Malik b. Mesmei, Mes'ud b. Amr ve Münzir b. Carud gibi kabile reislerine birer mektup yazdı. O mektupların tercümesi şöyledir: "Allah'a hamd, Peygamber'e (s.a.a) salat ve selam olsun. Allah-u Teâla Muhammed'i (s.a.a) insanların arasından seçti. Peygamberliğiyle O'na ikramda bulundu... İnsanları hidayet ettikten ve kendisine verileni halka ulaştırdıktan sonra O'nun ruhunu aldı. Biz de O'nun ailesi, evliyası ve varisleri idik ve insanlar arasında O'nun makamına daha lâyık olan kişilerdik. Fakat bir grup, öne atılıp bu hakkı bizden aldılar. Bizim bu hakka onlardan daha lâyık ve daha üstün olduğumuzu bildiğimiz halde, müslümanların arasında fitne, ihtilaf ve ayrılık çıkmaması, düşmanın onlara musallat olmaması için bu duruma karşı koymayıp müslümanların rahatını kendi makamımıza tercih ettik. Kendi elçimizi sizin tarafınıza gönderip sizi, Allah'ın kitabına ve Peygamberin sünnetine davet ediyorum. Zira Peygamberin (s.a.a) sünneti ortadan kaldırılmış (yerine) bid'at ihya edilmiştir. Eğer sözümü kabul eder ve beni dinlerseniz ben de sizi doğru yola hidayet ederim. Vesselam-u aleykum ve rahmetullah-i ve berekatuh."[11]

Hz. Hüseyn (a.s) bu mektubunda Basra halkının, İslam'a muhalif olan düzene karşı mücadelesi hususunda kendisine yardım etmeye davet etmenin yanı sıra Ehl-i Beyt'in makamını, İslam dininin tahrife uğradığını ve kendi kıyamının asıl hedefini ayrıntılı bir şekilde açıklamıştır.

Hz. Hüseyn (a.s)’ın Kufe Halkının Mektuplarına Verdiği Cevap
Kufe halkı, Hz. Hüseyn (a.s)'ın bi'at etmekten kaçınıp Yezid hükümetine karşı mücadele vermeye kalkıştığını ve Mekke şehrine ulaştığını haber alınca İmam Hüseyin'e (a.s) çok sayıda mektup gönderdiler. Gönderilen mektupların özeti şundan ibarettir: "Şimdi artık Muaviye ölmüş ve müslümanlar onun şerrinden kurtulmuştur; bizi şaşkınlıktan kurtaracak bir İmam'a muhtacız. Şimdi biz Kufe halkı olarak bu şehirde Yezid'in valisi Numan b. Beşire karşı çıkıp onunla her türlü ilişkiyi kesmiş bulunmaktayız; hatta onun cemaat namazlarına bile katılmıyoruz. Sadece sizin gelmenizi bekliyoruz, elimizden gelen her yardımı sizin hedefiniz uğrunda esirgemeyeceğiz, sizin yolunuzda kendi canımız ve malımızdan da geçmeye hazırız."

Bazı tarihçilerin naklettiğine göre Kufe halkından ulaşan mektupların sayısı on iki bine aşkındı. Hz. Hüseyin bu mektuplara cevap olarak şöyle yazdı:

"Bismillahirrahmanirrahim. Hüseyn ibn-i Ali'den Kufe şehrinin ileri gelen mümin ve müslümanlarına. Allah'a hamd, Peygamber'e (s.a.a) selam ve salattan sonra, siz Kufe ehlinin en son mektubu (Hani ve Saîd vesilesiyle) bana ulaştı. Metuplarınızda hatırlatıp ve izhar ettiğiniz şeyleri anladım; çoğunuzun sözü şundan ibaretti: "İmam ve önderimiz yoktur, bize, şehrimiz Kufe'ye gel ki Allah-u Teâla senin vesilenle bizi hakka ve doğru yola hidayet etsin." Şimdi ben kardeşim, amcam oğlu ve ailem arasında herkesten fazla itimat ettiğim bir kimseyi (Müslim ibn-i Akil'i) size gönderiyorum. Ona halinizi, düşüncelerinizi, görüşlerinizi yakından öğrenip neticeyi bana bildirmesini emrettim. Eğer Kufe halkının ekseriyetinin isteği ve aranızdaki akıl ve fazilet sahibi kimselerin görüşü de, elçilerinizin huzuren anlattıkları ve mektuplarınızda okuduğum ve zikrettiğiniz gibi olursa ben de inşaAllah pek yakın bir zamanda size doğru hareket edeceğim."

İmam Hüseyin (a.s) mektubunu şu cümleyle sona erdirdi:

"Allah'a yemin ederim ki gerçek imam, Allah'ın kitabıyla amel eden, adalete sarılan, hakka boyun eğen ve kendisini sadece Allah'a adayan bir kimsedir. Vesselam."[12]

Hz. Hüseyin (a.s)'ın Mekke'deki Hutbesi
Hac mevsiminin yaklaşmasıyla müslümanlar ve hacılar grup grup Mekke'ye geliyorlardı. Yezid ibn-i Muaviye'nin emri üzere, Amr ibn-i As da zahirde hac emiri unvanı altında fakat gerçekte tehlikeli bir cinayeti işlemek maksadıyla Mekke'ye geldi. İmam Hüseyin (a.s), Amr ibn-i Said ibn-i As'ın kendisini öldürmekle görevlendirildiğinden haberdar oldu. İmam (a.s) Mekke'nin ihtiramının korunması için hac merasimine katılmadan hac amellerini Umre'ye çevirip Zilhicce ayının sekizinde salı günü Mekke'den Irak'a doğru hareket etti. Fakat hareket etmeden önce Beni Haşim ailesi, ve Mekke'de ikamet ettiği müddet içerisinde, İmam (a.s)'ın dostlarına katılan Şii’lerin arasında şu hutbeyi okudu:

"Bütün hamdlar Allah'a mahsustur, Allah neyi dilerse o olur. Kuvvet ve kudret ancak Allah'dandır. Allah'ın salat ve selamı O'nun Resulüne olsun."

Hz. Hüseyin (a.s) daha sonra şöyle buyurdu: "Gerdanlık kızların boynuna yakıştığı gibi ölüm de insanoğluna yakışır. Yakup, Yusuf'u görmeyi arzu ettiği gibi ben de atalarımı görmeyi arzu ediyorum. Bana, varacağım bir katligah tayin edilmiştir. Öyle ki, o ıssız çöllerin yırtıcı kurt ve hayvanlarının (Kûfe ordusunun) Nevavis ve Kerbela arasındaki bir yerde benim uzuvlarımı parçaladıklarını, aç karın ve boş dağarcıklarını da bedenimle doldurduklarını görüyorum. Allah'ın kaza kalemiyle yazılmış olan böyle bir günden kurtuluş yoktur. Allah'ın razı olduğu şeye biz Ehl-i Beyt de razıyız. O'nun bela ve imtihanı karşısında sabır ve istikamet gösteriyoruz. O da sabredenlerin sevabını bize (tamamıyla) verecektir. Resulullah'ın (s.a.a) bedeninin parçası olan evlatlar O'ndan hiçbir zaman ayrı düşmeyeceklerdir. Cennette de O'nun yanında olacaklardır. Çünkü onlar Peygamberin (s.a.a) hoşnutluğu ve gözünün aydınlığına vesile olup vadesi de (ilahi hükümetin istikrarı da) onların vasıtasıyla tahakkuk bulacaktır."

İmam Hüseyin (a.s) sözlerini şu cümleyle sona erdirdi: "Herkes bilsin ki, bizim uğrumuzda canından geçen ve Allah'a ulaşmak yolunda kendisini feda etmeye hazır olan kimse, bizimle birlikte hareket etmelidir. Çünkü ben yarın sabah erkenden hareket edeceğim inşaAllah."[13]

Abdullah İbn-İ Abbas'ın İmam Hüseyin'e Teklifi.
Hz. Hüseyin (a.s) hareket edeceğini ilan ettikten sonra huzuruna varan ve bu seferden vazgeçmesini teklif edenlerden biri de Abdullah ibn-i Abbas idi Abdullah sözlerine şu cümleyle başladı: "Ey amca oğlu! Senin ayrılığına dayanmak istiyorum, fakat gerçekten dayanamıyorum. Çünkü senin, çıktığın bu yolculukta öldürülmenden, çocuklarının da düşmanın eline esir düşmelerinden endişe ediyorum. Irak halkı, sözlerinde durmayan insanlar oldukları için onlara itimat edilmemelidir."

İbn-i Abbas sözlerine şöyle devam etti: "... Eğer Irak halkı izhar ettikleri gibi gerçekten seni istiyor ve Yezidin hükümetine de karşı iseler, ilk önce düşmanları olan Yezid'in valisini kendi şehirlerinden dışarı çıkarmaları kovmaları gerekir... Eğer Mekke'den çıkma hususunda ısrar ediyorsan o halde Yemen'e doğru hareket etmen daha hayırlıdır...

Hz. Hüseyin (a.s)’ın Abdullah İbn-İ Abbas'a Cevabı
Hz. Hüseyin (a.s) İbn-i Abbas'ın cevabında şöyle buyurdu. "Ey amca oğlu! Allah'a andolsun ki ben senin hayır isteyen ve şefkatli bir şahıs olduğunu biliyorum. Fakat ben Irak'a doğru hareket etmeye karar aldım."

İbn-i Abbas, Hz. Hüseyin (a.s)'ın bu sözünü duyunca artık meseleyi fazla mevzu bahis etmeden şöyle dedi: "Anlaşılan sefere çıkmayı kararlaştırmışsın ama hiç değilse çoluk-çocuğu beraberinde götürme. Çünkü seni, onların gözleri önünde öldüreceklerinden korkuyorum."

İmam Hüseyin (a.s) İbn-i Abbas'ın bu teklifine karşılık şöyle buyurdu: "Allah'a andolsun ki onlar, kanımı dökmedikçe benden vazgeçmeyeceklerdir. Bunu yaptıkları takdirde de Allah-u Teâla onlara, kendilerini zelil ve hakir kılacak birini gönderir. Öyle ki onlar, hanımların hayızlık anında kullandığı bezden de aşağı ve hor bir hale düşeceklerdir."[14]

“İslami Bilgi ve Kaynaklar” sayfasına dön

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir