Yüksek sesle zikir Hakkında...

Dini konular, kafanıza takılan sorular, konuşulmasını arzu ettiğiniz meseleleri burada paylaşabiliriz.
Kullanıcı avatarı
remz
Yeni Üye
Yeni Üye
Mesajlar: 6
Kayıt: Çrş Şub 28, 2007 1:00 am

Yüksek sesle zikir Hakkında...

Mesajgönderen remz » Prş Nis 19, 2007 10:00 pm

YÜKSEK SESLE ZİKİR HAKKINDADIR
(İBN-İ MESÛD (R.A.) YA ATFEDİLEN İFTİRA VE UYDURMA YALAN HABER)

Günümüzde biz müslümanlar olarak ne yazık ki, İslâm Düşmanı olan kafirler, müşrikler, munafıklar, ateistler ve diğer din mensubu misyonerler ile uğraşmak bir yana, bir de “Biz de müslümanlardanız“ diyen gafillerle uğraşmak durumundayız. İşte, bu “Biz de müslümanlardanız” diyen gurubun içinde öyleleri vardır ki, güyâ İslâm’ın özü ve esası olan tasavvuf ve Turûk-u Aliyyeye karşı olmadıklarını söyledikleri hâlde, bu güzide yolun olmazsa olmazlarından olan toplu hâlde zikir yapmayı bidat ve hurafe olarak nitelemektedirler. Öyle ki, bunlar bu anlayışları ve aymazlıkları sebebiyle, Tasavvuf ve tarikat Düşmanlarının ve mezhepsiz-modernistlerin göz bebeği durumundadırlar. Rabbimiz bu hâle girmekten ve düşmekten muhafaza buyursun.

Kuran-ı Kerimde zikir hakkında 250 yerde zikir tavsiye ve emredilmektedir. Hiçbir ayet-i celilede “Çok çok namaz kılınız, çok çok oruç tutunuz” buyrulmadığı hâlde Rabbimiz, Ahzab Sûresi 41. ayet-i celilede “Ey İman edenler ! ALLAH’ı çok zikrediniz” buyurmaktadır. Zira, Cenab-ı Hakk Nisa Sûresi 142. ayet-i celilede de “ Munafıklar ALLAH’ı zikretmezler. Yâd eylemezler, zikretseler de pek az ederler ki o da ağızlarındadır.” Ruhu’l-Beyân tefsiri ikinci cilt 507. sahifede denmiştir ki, “Munafıklar az zikir yaparlar. Çünkü onlar, zahir-kalıp dili ile zikrederler, batını kalp dili ile zikretmezler. Kalıp dünyadandır, dünya ve dünyadaki şeyler azdır. Kalp ise Ahiret’tendir. Ahiret ise kesirdirve Ahiret’teki şeyler de çoktur. Binaenaleyh; kalp dili ile zikir kesir, yani çoktur. Felâh ve encatta zikri kesirdedir, kalilde (azda) değildir. Munafıkların zikri kalıp dili ile olduğundan az ve kalil oldu.Bu sebeple de felâh bulmadılar. Kalp dili ile yapılan zikir az dahi olsa çok sayılır. Yine, munafıkların ALLAH’ın zikrinden gafil oldukları ve zikri unuttuklarından ALLAH’ın da onlara lütûf ve fazlını terk ettiği Tevbe Sûresi 67. ayet-i celilede beyân buyrulmaktadır. Demek ki, zikri unutmak ve yapmamk, munafıklık alâmeti olduğu bu ayet-i kerime ile teyid edilmektedir. Cenab-ı Hakk’ın fazlı ve lütfûnun devamını tenmin zikrulahla olacağını ve zikir kesilirse ALLAH’ın feyzinin de kesileceği kolaylıkla anlaşılmaktadır. Hâl böyle iken bazı akl-ı evveller kalkıp Camilerde ve sair yerlerde yüksek sesle zikir yapılamayacağına delil olarak, İbn-i Mesûd (R.A.) nın güyâ mescide bir cemaatin yüksek sesle tehlil getirdiklerini görünce “Siz bidatçisiniz’” diyerek bunları camiden çıkardığına dair haber asılsızdır, uydurmadır ve sabit değildir. Ramzu ve şerhlerinin sahibi ; Gümüşhaneli Ahmed Ziyâuddin (K.S.) Hz.leri büyük bir muhaddis ve velidir. Derin tetkikatı neticesinde; İbn-i Mesûd (R.A.) Hz.lerine isnad edilen bu haberin sabit olmadığını açıklamıştır.Ruhu’l-Beyan Tefsiri Cild: 3, Sahife: 151’de Ahzab Sûresinin 56. ayet-i celilesinin tefsirinde ; “Munferiden veya toplu hâlde zikre başlamadan salâvat-ı şerife okunmalıdır. Çünkü, melekler zikir meclislerinde hazır olurlar ve okunan zikir, dua ve salâvat-ı şeridfeye iştirak ederler.“ denilmektedir.

Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercümesi Cild 2 sahşfe 896’da : İbn-i Abbas (R.A.) Hz.leri demiştir ki ; “ Halk farz namazından çıktıktan sonra yüksek sesle zikretmek, ta Nebiyi Ekrem (SA.V.) zamanında var idi. Ben bu sesi işitir-işitmez, bununla ; yani zikir seslerinin yükselmesi ile namazdan çıktıklarını anlardım.” Anlaşılacağı gibi, Ashab-ı Kiram, farz namazlarından sonra cehren zikirle mescidte meşgul olurlarmış… Ramuz’un 334. sayfasında :
“Sabah namazından sonra, gün doğana kadar cemaatle oturup zikir yapman, İsmail Aleyhisselâm evlâtlarından her birinin değeri 12000 olan dört köle azad etmekten daha sevgilidir. Yine, ikindi namazından sonra, cemaatle oturup, gün batıncaya kadar zikir etmek beherinin kıymati 12000 olan İsmail Aleyhisselâm evlâtlatrından dört köle azad etmekten, bana daha çok sevgilidir.” buyrulmuştur. Keşfu’l-Gumme an Cemii’l-Umme 1. cild 388. sayfada :
Hazret-i Cabir (R.A.) diyor ki; “Bir kişi yüksek sesle zikir yapıyordu…Ashabdan biri ;”Şu kimse sesini biraz kısamaz mıydı ?” deyince ; Rasulullah (S.A.V.) Efendimiz buyurdular ki; “Onu haline bırakınız. Çünkü, o evvah’tır. (çok “ah” edicidir). Yani Aşıktır.
İbn-i Ömer (R.A.) Hz.leri diyor ki ; Babam Hz.Ömer’in hilâfeti zamanında, insanlar güneş battıktan sonra yüksek sesle zikre başlarlardı. Bazı kere gizlice zikrederlerse, Hz. Ömer bunlara “Sesinizi zikirde yükseltin.” diye haber gönderirdi ve “Güneş guruba yaklaştı” derdi.

Şimdi “ALLAH’ı Niçin Anıyoruz” adlı Kitabın reddiye olarak yazılmasına sebep olan Camide yapılan zikirlerin bidat olduğuna dair , bir vaiz efendinin Şirau’l-İslâm şerhinin 154. sahifesini iddiasına delil olarak göstermiş olmasından ve güyâ ; İbn-i Mesûd’un camide zikri yasakladığını söylemiş olduğunu beyân etmiş bulunduğundan; o kitabın aynı sahifesini inceleyeceğiz ve iddiasının aleyhine delil olduğunu göstereceğiz. Şöyle ki ;
Şiratu’l-İslâm şerhinin mezkûr sahifesinde , vaiz efendinin hilâfına olarak, zikrullah çok meth edilmiş ve şiddetle tavsiye olunmuştur. Zira, kitabın o sahifesi şöyle başlamaktadır:
“””ALLAH-u Tealâ’yı zikretmek, nefs-i emareyi düzelten amelerin en şiddetlisidir ve sevabı en büyük olan ameldir. Yine muhakkak ki, kalbin pasını siler, cilâlar. Zikir, imanın bayrağı ve kurtuluş anahtarıdır. Zikrin sünneti de kalb huzuru ile yapılamsı ve sırda ihlâstır.”””
denildikten sonra, Hayber Gazasından dönerken bir vadide Ashab-ı Kiram yüksek sesle tekbir getiriyorlarmış. Rasulullah (S.A.V.) Efendimiz : “Sağıra veya gaibe çağırmıyorsunuz. ALLAH sizinle beraberdir.” Buyurarak, itidalle zikir yapmalarını emretmiş…( Dikkat etmelidir ki, yasaklamamış; ancak fazla bağırmayın buyurmuş) biraz seslerini kısmalarını istemiştir. Dedikten sonra müellif devamla : “Zikrin hafi veya cehri olacağını mürşid tayin eder. Müridin makamına ve hâline göre ve bilhassa mübtediye cehri yaptırır. Çünkü cehri zikir, kalpte birikmiş günâh kirlerini koparır, temizler. Meşarık Şerhinde de böyle yazar. Dedikten sonra, ilâve ederek : Riyâ korkusu yoksa,cehir zikir daha iyidir. Çünkü, iştien insanlara ganimet olur. Zikrin bereket ve fayzi, evlerde ve dükkanlardaki insanlara da erişr ve zikir sesinin eriştiği her yaş ve kuru, kıyamet gününde zakir lehine şehâdet eder. “ diyor. Rediye yazan Hoca Efendi ; İbn-i mesûd’un (R.A.) cemaatı yüksek sesle zikir yaptıklarından dolayı mescidten çıkardı dediği kısmı noksan tercüme etmiştir. İşine gelmeyen yeri almamıştır. Çünkü, Şiratu’l-İslâm müellifi yukarıdaki beyanından sonra: “””İbn-i Mesûd (R.A.) bunları ; seslerini normal yükseltmelerinden değil, aşırı bağırmaları yanında, yakışmayan hâl ve durumlarını görmüştü de ondan men etmişti.” diyor.
Bundan sonra, aynı müellif hafi zikre (gizli yapılan zikre) geçiyor. Zikr-i Hafi demek; bu zikri yapanın hafi makamında olduğu anlaşılır ve cesedimde ruhum mertebesinde bildiğim şeyhim de böyle izah etti. (Bu izahtan müellifin de bir mürşide bağlı ehl-i zikir olduğu ve mürşidine ziyâdesiyle hurmetkâr olduğu anlaşılıyor) dedikten sonra: “Efdal-i zikir kelime-i şehâdet’tir. Ve bunu da söylerken sesini de uzatır ki, bütün azalar bundan nasibini alsın.gafiller arasında ve çarşıda zikri ganimet bilmelidir. “””diyerek bu faslı bitiriyor.
Şu izahtan ve aynen tercümesinden, Şiratu’l-İslâm sahibinin de : “İbn-i Mesûd (R.A.) Hz.lerinin yüksek sesle zikredenleri yasakladı.” diye itiraz edenlere, bu sebeple men etmeyip; lâyık olmayan yakışıksız bazı hâl ve durumlarını görüp, ondan yasakladığını izah etmekle; bizzat Şiratu’l-İslâm müellifi, camideki zikir aleyhinde bulunanlara cevap vererek, itirazlarını red eylemiştir. Bundan başka, aynı konuya Ruhu’l-Beyan Tefsiri sahibi , tefsirin 2. Cildinde “Elâ bizikrillâhi tatmeinnul kulûb” ayet-i kerimesinin tefsirinde şöylece temas eylemiştir. “””İbn-i Mesûd (R.A.) Hz.lerinin cehri zikri yasak ettiğine dairt rivâyet, o muhterem sahabiye karşı yapılmış bir ifitra ve yalandır. Böyle bir şey vaki olmamıştır. Buna vakti ile İstanbul’da Şeyh Sünbül Halveti Hz.leri (Er Risâletu’l-Tahşkiyye fî Tarişkis-Sofiyye) adlı kitabında cevap verip, bu rivâyetin yalan olduğunu isbat etmiştir. Çünkü, ayet ve hadislerle emredilen cehri zikri yasaklamak ; bu ayet-i kerimelere ve hadis-i şeriflere aykırı hareket etmek demek olur ki, İbn-i Mesûd (R.A.) Hz.leri bu emirlere asla muhalefet etmez ve iddia edildiği gibi; yasaklamak ; ayet ve hadislerden başka, melâikenin fiillerine de muhalif olur. Zira, zikirle ilgili hadislerde bildirildiği gibi; bir kısım melekler zikir meclislerini araştırılar ve İbn-i mesûd (R.A.) Hz.leri yasaklamış olsaydı; ayet-i kerimedeki; “Camilerde ALLAH’ın zikrine mani olanlardan daha zalim kim olabilir ?” (Bakara : 114) tekdir ve tevhibi ilâhisine muhatab olup, zalimler meyanına girer ki; İbn-i Mesûd (R.A.) gibi sahabilerin ekabirinden olan bu zatı âli kadri bundan tenzih ederiz. İddia edildiği gibi, cehri zikri yasak etmemiştir, bu bir iftiradır; denmektedir. Yine , Ramuzda geçen bir hadis-i şerifte beyan edildiği gibi İbn-i Edra (R.A.) rivâyetinde ;
“Bir gece Rasulullah (S.A.V.) Efendimiz ile giderken mescide uğradık, bir kişi yüksek sesle zikir yapıyordu. Bunu görünce ; --Yâ rasulullah bu belki bir mürâidir, gösteriş yapıyor.-- dedim. O zaman cevaben buyurdu ki ;---Hayır o evvah’tır yani; ALLAH Aşıkı, çok âh eden bir şahıstır.”
Yine Cabir (R.A.) un rivâyet ettiği bir hadis-i şerifte ; “Bir kişi sesini yükselterek zikir yapıyordu. Diğer bir sahabe de; --Bu kimse ne ola, sesini çok kısmış olsa idi ?—deyince Rasûl-ü Ekrem (S.A.V.) Efendimiz buyurdu ki : ---O evvah’tır, çok âh edici , aşık bir kimsedir, yüksek sesle zikrinde sakınca yok.—
Ulema demişlerdir ki, Eğer, riyâ korkusu ve namaz kılanlara mani olmak veyahut uyuyanı uyandırmak ve böylece başkalarına eza ve zarar vermek sakıncası varsa; zikri gizli yapmak efdaldir. Bu sakıncalar dışında cehren zikretmek efdaldir. Çünkü, cehri zikirde enerji sarfı fazladır ve yine cehir zikirin faydası dinleyenlere de sirayet eder ve yine cehren yapılan zikir, zakirin kalbinmi uyarır ve zakirin düşüncesini ve himmetini ve gayretini zikre toplar ve zikre kulak verir ve cehir zikir uykuyu kaçırır, şevk ve heyecanı arttırır. Hafi zikrin efdal olduğunu iddia edenler ;
“Ud’û Rabbikum tadarruan ve hufyeh…Yani, Ey insanlar Rabbinize tevazu ve tezellül ederek gizlice dua edin…” ayet-i celilesine dayanırlarsa da, bu ayet-i celile zikir hakkında değildir. Duâ hakkındadır. Hakikaten yapılan duâ’ların gizli yapılması efdaldir. Ve gizli duâ’ların kabul eidlmesi ihitimali daha çoktur. Nitekim Zekeriyye Aleyhisselâm’ın da duâsını gizli yaptığını : “İznâdâ Rabbihû nidâen Hafiyya… Yani, zikret Habibim şol zamanı ki, o zamanda Zekeriya Aleyhisselâm Rabbına gizlice nidâ etti.” ayet-i kerimesi haber veriyor.
İmam Süyuti buyuruyor ki: “Zikr-i cehri diğerlerinden efdaldir. Çünki zikr-i cehride amel daha fazladır ve faidesi şudur ki samiiynin canlarına işlemesiyle kalplerini uyarır.”
İmam Ahmet er-Rifai -kuddise sırruh- da; Toplu halde zikredilirken cehren, münferiden zikredilirken sırran (hafiyyen) zikredimesini emretmiştir. Son devir ulema ve meşayıhından Reisu’l-Meşayıh Muhammed Esad (K.S.) Efendi de Risale-i Esadiyye’sinde bu konularda şu açıklamaları yapmıştır.

İkinci Fasıl: RİCÂL-İ SOFİYENİN MESLEK İTTİHAZ ETTİKLERİ TURUK-U ALİYYE’NİN ESAS İTİBARI İLE NEREDEN ME’HUZ OLDUKLARI BEYANINDADIR
Turuk-ı aliyye esas itibâriye birdir. Cümlesi Muhammediyyedir.
“Ey iman edenler! ALLAH’ı çok çok zikredin.” (Ahzâb: 41)
Ve buna mümâsil bir hayli Âyet-i celile ile Cenâb-ı Hakk’tan Muhammed Aleyhisselâm’a evvele ve bizzat ve ümmet-i muhteremesine ikinci olarak ve bittabi, emir ve ihsan buyurulmuştur.
Zikrin mânâsı ise; Cenâb-ı Hakk’ı meth-ü senâ ve tâzimini ifâde maksadıyla lisandan câri olan güzel, hoş, temiz kelimelerin ve kalbte muhafaza edilen ve ALLAH-u Teâlâ’nın muhabbetinin neticesi olan tefekkür ve tedebbürden ibârettir. (Ve bu itibarla “zâl” harfini zammesiyle olan “zükr”ün mürâdifidir).
Hazret-i Muhammed Aleyhisselâm bu emr-i ilâhiyi Hazret-i Cibril vasıtasıyla tebellüğ edince -lisânen olsun kâlben olsun- zikr-i şerifin icrâsına mübâderet buyurmuşlar ve zikr-i kalbiyi Sıddık-ı A’zam Hazretlerine tâlim ve bilcümle Ashâb-ı kiram’a da tefhim ve tâlim için tevkil buyurmuşlardır. Lisâni olan zikri dahi Hazret-i Ali Efendimize tâlim ve sâir Ashâb-ı Güzin’e de tefhim ve tebliğ hususunda tevkil buyurmuşlardır. Bu itibarla zikir ikiye ayrılmış, birincisine Sıddıki, ikincisine Alevi nâmı verilmiştir.
Sünnet-i Seniyye-i Nebeviyye’ye ittibâ hususunda tecviz-i terâhi etmeyen Ashâb-ı kiram dahi Hulefâ-i müşârun ileyhim hazerâtından ahzu telâkki ettikleri “Hafi” ve “Cehri” zikirleri alelumum icrâ buyurmuşlar ve Âyet-i celile’sinin şerefine nâil ve mâ-sadak olmuşlardır.

Üçüncü Fasıl :TURUK-I ALİYYENİN CÜMLESİNDE KALBEN VE LİSANEN ZİKREDİLMESİNİN LÜZUMU BEYANINDADIR
Sual: Ricâl-i tarikatın tekamülü, sünnet-i seniye’ye ittibâ sayesinde hasıl olacağı ve ittibâ-ı sünnet ise lisanen ve kalben zâkir olmasına mütevakkıf (zikre bağlı) olduğu tafsilat-ı sâbıkadan (verilen izahattan) anlaşılmış ise de zamanımızda birtakım ricâl–i tarikatın zikirlerin birisiyle iktifa eylemelerinin hikmeti nedir?
Cevab: Turuk-ı aliyyeye (yüce tarikatlara) esas itibarıyle bir tebeddül (değişiklik) arız olmamıştır. Lisani ve kalbi olan zikirlere der-kar (aşikâr) olan ihtiyaç erbabı nezdinde eskiden olduğu gibi şimdi de mevcuttur. Bir fark var ise yalnız süret-i isti’mallerindedir (tatbik şekillerindedir). Zamanımızda her iki tarik ile birden seyrü sülük eylemek ekseri salikan için müteassir (güç) olduğundan Tarikat-ı Sıddıkiye’ye intisab edenler evvela letâif-i aşerelerinde zikredib tasfiye-i kalb ve tezkiye-i nefse muvaffak olduklarından murakabat ile iştigale başladıktan sonra kıraet-i Kur’an-ı Kerim ve tehlil-i lisani ile memur ve o menba-ı feyzden (feyiz kaynağından) dahi behreyab olurlar (nasibini almaya devam ederler).
Hazret-i Ali’den gelen yolun mensubları ise bil’akis evvela esma-i seb’a-i ma’lumenin zikriyle meşgul olarak tezkiye-i nefs hususunda bir dereceye kadar teâlî (yükseliş) ve terakkileri tahakkuk edince zikr-i kalbi ile memur ve o sayede kalbin tasfiyesine nâil olurlar. Bu tertib ile salikanın iştigali ise derece-i ictihada varmış olan evliya-yı ızâmın mahsul-i fikridir. Ve o derecelere vasıl olmayanlara düşen vazife ise tebeiyyettir.

Sekizinci Fasıl :HALKA-İ ZİKRİN FAZİLETİNDEDİR
İmam Ali -radiyALLAHu anh-e zikir meclisleri ve onların fazileti soruldu. O da bu hususu teşvik etti ve şöyle dedi: “”“İnsanların bir araya gelip topluca ALLAH’ı zikretmelerinden ve ALLAH’ın üzerlerindeki nimetlerini ortaya dökmelerinden daha faziletli hangi şey olabilir?
Rasulullah -sallALLAHu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in ashâbı da halka halka toplanırlardı da ALLAH’ı zikrederlerdi. Bir defasında Nebi -sallALLAHu aleyhi ve sellem- Efendimiz onların bu hallerini ve seyr-ü sülûklerini gördü de o kadar hoşuna gitti ki, onları ALLAH’ın Refîk-i âlâ’da andığını ve onların ehl-i kerem olduğunu ve affa uğradıklarını, (nefisleriyle yaptıkları bu cihadlarının) neticesinde ganimetlerinin cennet ve cemâlullah olduğunu buyurduğuna ALLAH’ı şâhit gösterdi. Hakk Teâlâ meleklere karşı bu seçkin kulları ile övünür ve katında bulunanlara onlardan bahseder. Onların halkaları, Rasulullah -sallALLAHu aleyhi ve sellem- tarafından “Riyâz’ül-cennet = Cennet bahçeleri” olarak isimlendirilmiştir. Onlar zikir meclislerinde iken melekler üzerlerine kanatlarını gererek aralarına girer, ilâhî rahmet onları bürür, üzerlerine sekine iner, kötülükleri iyiliklere dönüştürülür. Onlar öyle bir cemaattir ki, onlarla beraber oturan kat’iyyen bedbaht olmaz. Kıyamet gününde onların yüzlerinin aklığı, bakanların gözlerini kamaştırır. Peygamberler ve şehitler dahi makamlarının yüceliğini, Azîz ve Celîl olan Hakk Teâlâ’ya yakınlıklarını görünce onlara imrenirler.”””

Dokuzuncu Fasıl : ZİKİR VE HATM-İ ŞERİF’İN HALKA İLE YAPILMASI HAKKINDADIR

Zikir, hatim ve halka’ya gelince; bunlar Hakk Teâlâ’nın şu kavl-i şerifi ile meşru ve sünnettirler:
“Sırf O’nun cemâlini dileyerek sabah akşam Rabb’lerine yalvaranlarla birlikte bulun ve sabret!” (Kehf: 28) Ebu Dâvud, Beyhakî ve diğer muhaddisler, Ebu Said’il-Hudrî -radiyALLAHu anh-den rivayet ediyorlar.
Ebu Said -radiyALLAHu anh- der ki:
“Muhâcirlerin zayıflarından bir cemaat arasında bulunuyordum, oturmuştuk. İçimizden bir kimse de bize Kur’an ukuyordu. Rasulullah -sallALLAHu aleyhi ve sellem- gelmiş de bizim haberimiz olmamış. Biz bir baktık ki Rasulullah sallALLAHu aleyhi ve sellem yanımızda. O’nu görünce Kur’an okuyan sükût etti. Nebi -sallALLAHu aleyhi ve sellem- selâm verdi ve: ‘Ne yapıyordunuz?’ diye sordu. ‘ALLAH’ın Kitab’ını dinliyorduk.’ dedik. Bunun üzerine şöyle buyurdular:
‘Hamd olsun o ALLAH’a ki, ümmetimden nefsimi kendileriyle bir arada tutmak suretiyle sabra memur olduğum bir zümre peyda etmiş. Yani fakirler zümresini Zât-ı akdes’ine o denli yaklaştırmış ki, sonunda onlarla birlikte olmam yolunda yukarıda zikredilen âyeti emretti.”
Ravi diyor ki: “Nebi -sallALLAHu aleyhi ve sellem- kendisi de sanki bizim içimizden birisi imiş gibi meclisimizde Rabb’inin huzurunda tevazu ve bizim yaptığımız şeye rağbet ederek oturdu. Ve sonra mübarek eliyle işaret ederek: “Halka yaparak oturun” buyurdu. Onlar da Nebi sallALLAHu aleyhi ve sellem’in huzurunda halka yaparak oturdular.”

Onuncu Fasıl : CAMİ VE MESCİTLERDE CEHREN ZİKRİN TOPLU OLARAK CEVAZI BEYANINDA KAYSERİ MÜFTİSİ FAZİLETLİ AHMED REMZİ EFENDİ’NİN FETVÂLARINDandIR

Bu mes’ele hakkında eimme-i Hanefiyye’den cevab ne vecihledir?
Cami ve mescitlerde, riyâ ve süm’a korkusu olmadığı halde namaz kılanların, uyuyanların incinmelerine sebep olunmadığı takdirde, müslümanların cemaat halinde cehrî zikir yapmaları şer’an câiz ve mendup olur mu?
Cevap: ALLAHu âlem câizdir ve en faziletli ibadetlerdendir. İbn-i Âbidin bu mevzuda şöyle demiştir: “Mescitler, farz ve nafile namazları kılmak, zikir yapmak ve ilim öğrenmek için bina edilmiştir.” (Dürr-i Muhtar, Kitâbü’l-cenâiz)
Hamevî Hâşiyesinde İmam Şârânî’nin şöyle dediği nakledilir:
“Mescit ve benzeri yerlerde cemaatle zikrin müstehap olduğunda bütün halef ve selef (önceki ve sonraki) âlimler ittifak etmişlerdir. Ancak zikir yapılırken namaz kılanların Kur’an okuyanların zihinlerinin karıştırılmaması ve mescidde uyuyanların rahatsız edilmemesi lâzımdır.” (İbn-i Âbidin, Reddü’l-muhtar aled-dürri’l-muhtar. Kitabü’s-salât’ın Mescidlerin hükümleri bahsi, Sh. 618)

İşte bütün bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere ve Türk’lerin iftihar edeceği büyük alim ve muhaddis ve mürşid veli Gümüşhane’li Ahmed Ziyâuddin Efendi Hz.leri de, Ramuzu’l-Ehadis Şerhi birinci Cildi, 439. sahifesindeki hadis-i şerif münasebeti ile bu meseleye temas etmiş ve İbn-i Mesûd (R.A.) Hz.lerine isnad olunan bu yasaklamanın, sabit olmayıp, iftira ve yalan olduğunu sarahatle bildirmiştir. Esasen hadis ilminde, ravisi meçhul olan hadisler, makbul ve muteber sayılmaz. Binaenaleyh; böyle gerçekçi alimlerin kitaplarına bakmadan, okumadan yalan iddia ve iftiralara kıymet vermek müslümanlara ve müslümanlara nush verenlere yakışmaz. Vesselâm.

“İslami Bilgi ve Kaynaklar” sayfasına dön

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir