Peygamber Aramızda mıdır?

Genel ve güncel konularda kendinize ait görüş ve düşüncelerinizi paylaşabileceğiniz el emeği bireysel ürünlerin sergilendiği forum köşesi!
Kullanıcı avatarı
candost
Aktif Üye
Aktif Üye
Mesajlar: 130
Kayıt: Pzr Nis 16, 2006 1:00 am
İletişim:

Peygamber Aramızda mıdır?

Mesajgönderen candost » Pzr May 03, 2009 6:12 pm

Bir kutlu doğum ayını daha geçirdik. Peygamberimizi sıkça gündeme getirdik. Elbette ki ilahi rehberimiz olan Hz. Muhammed (sas)’ i anmak çok harika. Ancak anmakla yetinilmesi bir o kadar da üzücü bir durum. Gönül ister ki resulü anmakla, resulün mantığı, metodu, hayata müdahale anlayışı gelsin hayatımıza…

Onu rehber kabul etmek ama onu takip etmemek… Hem onu tasdiklemek, hem de tasdikleyenleri kınamak, hor görmek, dışlamak…

Ona olan sevgiyi, ihanet ile göstermek…

Kendimize sormalıyız. “acaba kutlu doğum haftası sadece bir gündem midir?” yoksa amaç, onu hayatımıza getirmek, sanki aramızda yaşıyor ve bizlerde onun etrafında toplanmış, emrine amade çalışıyor olmamız mıydı?

Allah’ımız Enfal süresi/ 33 ‘te şöyle buyuruyordu: “Oysa sen onların içinde iken Allah onlara azap edecek değildi…”

Bu ayet, sadece o güne mahsus değildi. Bu ayet-i kerime bu güne de sesleniyor. Eğer peygamber aramızda ise, yani peygamber aramızda yaşatılıyorsa Allah bize azap edecek değildir.

Dikkat edilirse “Muhammed” demiyor ayeti kerime, “peygamber” diyor. Evet, beşer olarak o, bu gün mescid-i nebevi de. Ama risalet olarak ebedi olarak var olacak. O halde peygamber olarak o bizim aramızda mıdır?

Onu yaşatmak ne demektir? Bunun üzerinde düşünmek gerekir.

Onun kalbi ve kalbinin içerdikleri ellerimizin arasında…. O vahiydir. O vahyin bildirdiği gibi irade ediyor, o vahiy penceresinden dünyaya bakıyor, o vahiy ile nefes alıyordu.

Onun hayat felsefesi, terazisi, ahlakı, huzuru vahiy idi. Vahiy ve peygamber beden ve ruh gibi, iki göz gibi birbirinden ayrılmaz ve aynı şekilde bakardı. Birbirinden ayrıldı mı ikisinin de yaşam kararı ortadan kalkıyordu. Bu ikili birbirinden ayrılmazlar.

Buradan yola çıkarsak, “peygamber aramızda mıdır?” sorusuna ancak şu cevabı verebiliriz.

“ vahiyi yaşadığımız kadar peygamber aramızdadır.” Sanırım bu ölçüyü bu gün için herkes tahmin edebilir.

Allah’a boyun eğmenin göstergesi olan namaz terk edilmeye mahkûm edilmiştir. Namaz öğreten ve tavsiye eden öğretmenler soruşturma geçiriyor. Örtülü olan bacılarımız kamu alanı diyerek hayattan dışlanmakta. Sanki Allah kamu alanında rabbi değil. Yabancı dil ilkokul seviyesine indirgenirken, kuran öğremmemeleri için binbir engel konulmakta, kısaca kendimize bu kadar yabancılaşmamşktık. Kendi yurdumuzda gariban ve azınlık kaldık.

Çok şükür ki ölüm ve ahiret var.

Hesapları gören Allah bizlere emanet olan vahiy ve risaletin hesabını sormayacak mı?

Resul müjdelemek ve uyarmak için gelmemiş miydi?

Omuzlarımızda ne kadar ciddi bir sorumluluk olduğunu fark etmiyor muyuz? Öyle bir iki proğram ile Allah ve resuluna olan sorumluluğumuz tamamlanmış olamaz. Vahiy ve risalet de gelmez hayatımıza.

Öncelikle vahiy ve risaleti okumalıyız. Ara sokaklara kadar. Sonra anlama hafızalığı ve sonra yaşama hafızalığı yapmalıyız. En sonunda da vahiy ve risaleti yaşatma muhafızlığı yapmalıyız.

Bilmediğin bir şeyi, idrak edemezsin. İdrak etmediğin bir şeyi de amel edemezsin. Amel etmediğin bir şeyin de muhafızlığını yapamazsın. Bu nedenle ne kadar vahiy ve hadis biliyorum demeyeceksin. Ben ne kadar vahiy ve hadis bilmiyorum diyeceksin. Çok insan müslümanım dediği halde rabbini bile tanımamıştır. Çok insan binlerce salavat çektiği halde peygamberi ile bile tanışmamıştır. Durum bu kadar vahim iken kutlu doğum haftasını kutlamak eksikliklerimizi örter mi?

Peygamber neyi hedefledi, nasıl bir yol izledi, azığı ne idi gibi sorular cevapdırılmamışken ve yolculuğu anlaşılmamış iken nasıl takip edilir. O öğretmenimiz ise, bizim öğrencilik anlayışımız ne?

Tüm sorular yarım kalıyor değil mi?

Bizler daha kendimize bile tam cevaplar veremezken, akıbetimizi bir de düşünün.

İşte sevgili kardeşlerim, silkelenmemiz lazım. Kendimize gelmemiz lazım. Bunu asla aklımızdan çıkarmamalıyız. O Allah’ımız tarafından seçilen bir elçidir. Ve tüm insanlığın önüne Allah tarafından konulmuş bir rehberdir. O Allah’ımızın iradesini, bizzat kendisi yaşayarak bize göstermiş ve iradesini aynı zamanda vahiy olarak bize bildirmiştir. O Allah ile aramızdaki bağlantıdır. Onu iyi anladığımız zaman, Allah’ımızı iyi anlamış olacağız. Onu hayatımıza getirmediğimiz takdirde Allah’ımıza yakın olmayı başaramayız. Bu nedenle peygamberin nefesini hissedercesine onu gündemimize getirmeliyiz. Bu nasıl olacak. Elbette beden olan risaletine, ruhu olan vahiye sımsıkı sarılarak, yaşayarak, yaşatarak… her yerde, her alanda, her zamanda… Peygamberi bir yaşat, bir boğmaya çalış. Böyle olmaz tabii ki. Kesintisiz takip edeceğiz onu, severek, isteyerek, güvenerek...

İşte o zaman inanıyorum ki şereflendirecektir hayatımızı, kalplerimiz sekinete erecek, çelişkiler ve kaos olan dünyamıza itidal, adalet, rahmet gelecek. Özlem ile kalbimizin tutuştuğu o hasret dolu günlere ancak peygamber ile varılır. Bunu unutmamak dileğimle…
Zeynep IŞIK(ufkumuz)

“Serbest Kürsü” sayfasına dön

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir