MUTLULUK NASIL ELDE EDİLİR?

Sevgi ve duygusallığa dair çeşitli paylaşımlar..
Cevapla
candost
Aktif Üye
Aktif Üye
Mesajlar: 130
Kayıt: Pzr Nis 16, 2006 1:00 am
İletişim:

MUTLULUK NASIL ELDE EDİLİR?

Mesaj gönderen candost »

Hayat, İlahî bir nimet ve büyük bir sermayedir; onun değeri maddî hiçbir şeyle ölçülemez.

Yaşam, bir yolculuğa benzer; çocukluk, gençlik ve ihtiyarlık aşamalarını katederek sonsuza doğru sürüp gitmektedir. Kur’an-ı Kerim de bu konuda şöyle buyurmaktadır:

"Allah, sizi bir zaaftan[1] yarattı; sonra bu zaafın ardından bir kuvvet kıldı; sonra da bu kuvvetin ardından bir zaaf ve yaşlılık verdi." (Rum / 54)

Ancak herkesin bütün bu aşamalardan geçmesi bir zorunluluk değildir; gülün yaprağına konamadan yuvarlanıp düşen bir şebnem veya açmadan solan bir gonca misali bu aşamalardan geçmeyenler de vardır.

Fakat hayatın kısa olması, fazla önem taşımaz; uzunluğu değer ölçüsü olamayacağı gibi. İnsanın değer ve şahsiyeti, yapmış olduğu güzel işler ve hizmetlere bağlıdır.

MUTLULUĞA DOĞRU İLK ADIM

Mutluluğa ulaşmakta ilk adım, mutluluk ve bedbahtlığın kendimizden kaynaklandığını öncelikle bilmektir. Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmaktadır:

"Ey insan! Mutluluk ve bedbahtlığın kaynağı, senin kendinsin; onu yerde veya gökte arama."

Bu konuda Bokrat da şöyle diyor: "Bizim mutluluk ve muvaffakiyetimiz, dış etkenlere bağlı değildir; kendimize bağlıdır. Kendimizi mutlu ve bedbaht edecek olan yine kendimiziz."



MUTLULUĞA DOĞRU İKİNCİ ADIM

Mutluluğun ikinci adımı da, kendi gerçek değerimizi anlayıp vücudumuzdaki asıl cevherin değerini bilmemiz, Allah Teala’nın tüm yetenek ve kemalleri vücudumuzda bıraktığını idrak etmemizdir. İrademizle, bu kıymetli cevherden yararlanabiliriz.[2]

Evrenin küçük bir varlığı olduğumuzu sanmayalım. Çünkü insan olarak bu evrenin en yüksek zirvesinde yer alma kabiliyetini kendimizde taşıdığımız için bütün varlıklardan daha üstün bir özelliğe sahip bulunmaktayız. Hz. Ali (a.s); "Mülk ve melekut âlemi, o azametine rağmen insan vücudunda özetlenmiştir." diye buyurmaktadır.[3]



MUTLULUĞA DOĞRU ÜÇÜNCÜ ADIM

Mutluluğun üçüncü adımı da vazifeyi yapmaktır. Vazifeyi yapmak mutluluk getirir, insana moral ve sevinç verir. Vazifeyi yapmakla mutluluk birbiriyle içiçedir, birbirlerinden ayrılmazlar.

Vazifeyi yaptığınızda kendinizde bir gurur ve sevinç hissetmiyor musunuz? Aslında biz mutlu olmakla mükellefiz. Vazifeyi yapmak da, mutluluk ve tatlı bir yaşantıyı beraberinde getirmektedir. Kur’an-ı Kerim de buna şöyle değinmektedir:

"Erkek olsun, kadın olsun, bir mümin olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz." (Nahl / 97)

Yâni, iman ve salih amel sayesinde mutluluğa kavuşulur ve güzel bir hayata sahip olunur.



VAZİFEYİ YAPMA YOLUNDA FİKİR VE DÜŞÜNCENİN ÖNEMİ

Vazifenin teşhisi için ilk önce kendi fikir ve düşüncemize dayanmalı ve insanı diğer varlıklardan ayıran düşünme ve tefekküre başvurmalıyız. Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki:

"Hakikati arama ve vazifeyi yapma yolunda bir an düşünmek, yetmiş yıl ibadetten daha üstündür."

En güzel ve en değerli düşünce, Hz. Ali’nin buyurduğu gibi üç şey hakkında olan düşüncedir: "Nereden geldim, yaratanım kimdir ve nereye gitmekteyim?" Bu düşünceyle insanın tevhid inancı kâmil olur.

"Bu âleme ne için geldim? Yaratılışımdan hedef nedir? Vazifem nedir? Mutluluk ve saadet yolu hangisidir?" Bu düşünce de, insanları mutluluk yoluna kılavuzlamak için peygamberlerin gelmelerinin gerekliliğini ortaya koymaktadır.

"Sonum ne olacak?" Bu düşüncenin neticesi de, meâd ve kıyamet gününe inanmaktır.

Bu üç düşünce, yâni "Nereden geldim, neredeyim ve nereye gidiyorum?" düşüncesi, insanın bu âlemde bazı vazifelerinin olduğu ve o vazifeleri yapmakla da mutluluğa kavuşacağı sonucunu doğurmaktadır.

MUTLULUĞUN DÜŞMANLARI

Mutluluğun düşmanı sayılan iki önemli etken vardır. Bu iki etkeni Kur’an-ı Kerim "gevşeklik" ve "üzüntü" olarak tanıtıyor:

"Gevşemeyin, üzülmeyin; eğer (gerçekten) iman etmişseniz, en üstün olan sizlersiniz." (Âl-i İmran / 139)

Bu iki etken, insanın mutlu olmasına engel olur; insan bunları kendisinden uzaklaştırmak zorundadır. İmanlı kişiler, daima tembellik, üzüntü ve kedere karşı mücadele verirler.

Hz. Ali (a.s) buyuruyor ki:

"Tembellik ve üzüntüden sakının. Çünkü bu iki etken, sizi dünya ve ahiret payından alıkoyar."

Bu iki etken var olduğu müddetçe insan dünya ve ahiret işlerinde başarılı olamaz. Öyleyse güçlü bir irade ve azimle, bu yıkıcı iki etkene karşı mücadele vermeli, bunların ruhumuzu bozmasına ve bizi yok etmesine müsaade etmemeliyiz.

Şunu bilmeliyiz ki, hayatımız bir kumaş gibi çeşitli renklerden örülmüştür, içerisinde beyaz rengin yanı sıra siyah renkler de mevcuttur. Hayatın tatlı yönü olduğu gibi acı yönü de vardır. Gece ve gündüzün birbirini takip etmesinden ibret almalıyız. Dünyanın hiçbir şeyi ebedi olarak kalıcı değildir; sevinç ve üzüntüsü, kötülük ve güzelliği bir zincir halkaları gibi birbirine bağlı olup ard arda gelmektedir. Âleme hakim olan nizam ve düzeni iyi bilmeli, onu bir gerçek olarak kabul etmeli ve yersiz beklentileri kendimizden uzaklaştırmalıyız. Bu âlemdeki nizamın, değişmeyecek İlahî bir sünnet olduğunu bilmemiz gerekir. Bu konuda Allah Teala buyuruyor ki:

"Elbette zorlukla beraber kolaylık vardır. Gerçekten zorlukla beraber kolaylık vardır." (İnşirah / 5)

Öyleyse üzüntü vaktinde bile kendimizi kaybetmemeliyiz; çünkü üzüntü sevincin mukaddimesidir. Zorluk anında kendimizi mutlu bilmeliyiz; zira zorluk mutluluğun alametidir. Sıkıntılarda, musibetlerde tahammül göstermeli ve sabırlı olmalıyız, Allah’ı anmakla kalbimize huzur vermeliyiz; çünkü kalpler Allah’ı anmakla huzur bulur:

"Bilin ki, kalpler yalnızca Allah’ı anmakla mutmain olur." (Ra’d / 28

Allah, rahmetini, musibet vakti Allah’a sığınan ve sabırlı olanlara indirir:

"Kendilerine bir musibet isabet ettiğinde; "Biz Allah’ın (kullarıy)ız ve şüphesiz O’na döneceğiz." diyerek sabır gösterenleri müjdele!" (Bakara / 156)



BÜYÜK TEHLİKE

Her şeyden daha fazla insanın bedbahtlığına sebep olan ve hayatımızı zehir eden şey, normal olarak her gün karşılaştığımız küçük olaylardır. Biz o küçük olaylara gereğinden fazla önem vererek hayalimizde onları güçlendirip büyütmeye çalışıyoruz. Bir ipek böceği gibi, gam ve üzüntüden dolayı kendi etrafımıza sayısız ağlar dokuyor, nihayet kendi dokuduğumuz o ağların arasında kalıp can veriyoruz. Bundan daha kötüsü henüz olay vuku bulmadan boş endişe ve kaygılara kapılarak uyku ve yemeği bile kendimize haram ediyoruz. Oysaki Allah Teala, en iyi yaşam yolunu seçebilmemiz için hayal gücünü vermiştir bize.



MUTLULUĞUN SIRRI

Mutluluğun sırrı; her şeyi kendimiz için zorlaştırmamak, hayatı olduğu gibi kabul etmek, küçük şeyleri büyütmemek, evham ve hayalleri hakikat kabul etmemek, gam ve üzüntülere yenilmemek, Allah’ın sonsuz nimetlerinden iyi yararlanmak, güzelliklerden lezzet almak, kötülükleri ise görmezlikten gelmektir. İşte böyle bir durumda, varlık nimetinden daha değerli bir bağışın olmadığına ve dünyanın mutluluk yurdu olduğunu itiraf ederiz.



GÜZELLİKLERİ GÖRMEK

Hz. İsa (a.s) havarileriyle birlikte bir geçitten geçerken, bir köpek leşini gördüler. Havariler; "Ne de kötü kokuyor!" dediler. Bunun üzerine Hz. İsa (a.s); "Neden onun beyaz dişlerine bakmıyorsunuz? Allah ne de güzel yaratmıştır!" buyurdu. Binaenaleyh, her şeyin iyi yönüne bakmalıyız; sadece eksiklikleri görmemeliyiz.



OLAYLAR KARŞISINDA OLGUN OLMAK

Olaylar karşısında olgun olmak ve sarsılmamak, çok güzel bir sıfattır. Olaylara ıstırap ve kararsızlıkla bakan kimseler, sorunları çözecekleri yerde kat kat büyütürler. Bu nedenle sıkıntı ve zorluklarda kendimizi kaybetmemeli, ruhumuzun solgun ve bitkin olmasını önlemeliyiz. Daha sıkıntı ve zorluklar başlamadan önce ruhumuzu sıkıntı ve zorluklar ufuğundan öteye yükseltmeye çalışmalı, şefkatli Allah’ın kullarını karşılaştırdığı her şeyin hayırdan başka bir şey olmadığına yakin ederek Allah’ın rızasına razı olmalıyız. Bu durumda yakınmak yerine şükür bile edebiliriz. Kendimizi, sağlığı için gerekli olan acı ilaçlar veren şefkatli ve uzman bir doktora karşı hiçbir rahatsızlık duymayan hasta yerine bırakmalıyız.

AZİM VE İRADE

Büyüklerden biri şöyle diyordu: "Ey zavallı insan! Niçin kendine gelmiyorsun?! Mutluluk ve bedbahtlığın göklere ve yıldızlara bağlı değildir! Onları suçlama! Sadece bir yıldız senin kaderinde etkilidir; o da azim ve iradendir! Çalış azimli ve iradeli ol! Tüm iyilik ve kötülükler kendinden kaynaklanmakta ve kendine dönmektedir! Sen vazifeni yap; artık hiçbir şeyden korkma!"

İyilik ve kötülüğün, rahatlık ve üzüntünün birbiriyle aynı doğrultuda hareket eden iki paralel çizgi gibi olduğunu bilmemiz gerekir. Kötülük görmeyen, iyilikten lezzet alamaz; üzüntü çekmeyen, rahatlığın kadrini bilemez; yazın yakıcı sıcağında susuzluk çekmeyen, suyun kıymetini anlayamaz. Binaenaleyh, sabır ve vakarı kendimize ülkü edinirsek, sıkıntı ve belalar da mutluluk kadar değerli olur. Çünkü sıkıntı ve zorluk, ilerlemek için merdiven ve atlama tahtasıdır.

YERSİZ BEKLENTİ

Neden gerçekçi olamıyoruz?! Neden zamandan yersiz beklentimiz var?! Dünyada gam ve üzüntünün elinden rahat olan kim vardır?!

Zamanın iki kadehi vardır; biri tatlı, diğeri acı. Bütün insanlar bu iki kadehden içmekteler. Biz ise, nasibimiz olan acı suyun yanlışlıkla başkasının boğazına dökülmesini istiyoruz! Oysaki Allah Teala, yaratılış nizamını, insanları imtihan etmek, onların varlık cevherlerini olgunlaştırmak için böyle yaratmıştır. Nitekim altın ve gümüş ateşe atılmadıkça halis olmaz. İnsan da sıkıntı ve zorluklarla karşılaşmadıkça, onun özündeki kemal ve istidatları çiçeklenmez.

Hz. Ali (a.s) şöyle buyuruyor:

"Hallerin değişmesinde (olayların vuku bulmasında) kişilerin cevherleri (kişilikleri) tanınmış olur."

Allah Teala da semavî kitabında bu İlahî sünnete şöyle değinmiştir:

"Andolsun ki sizi bir parça korku, açlık ve mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz eksiltmekle imtihan edeceğiz." (Bakara / 155)

Evet; insanın ruhuna değer veren, onu güçlendiren, onun istidat ve kabilyetlerini kuvveden fiile ulaştıran, zorluk ve sıkıntılardır.

Dikkat edecek olursak, bütün olaylar ve zorlukların, bizim terakki, kemal ve mutluluğumuza sebep olduğunu ve sürekli İlahî bağış ve bereketlerden yararlandığımızı görürüz.

MUTLULUK SEBEPLERİNİN ÖZETİ

Şunu bilmeliyiz ki:

Mutluluk ve bedbahtlık kendi elimizdedir.

Varlığımızın değeri, yer ve gökten, mülk ve melekut âleminden daha fazladır.

Mutluluğa mani olan en önemli etken, içten kaynaklanan gam, üzüntü ve gevşekliktir.

Zamanın zorluk, hadise ve sıkıntıları, vücut meyvemizi olgunlaştırmak ve bizi kemala erdirmek içindir.

Allah Teala, bu varlık dünyasını bizim yararlanmamız ve bizi de kendisi için yaratmıştır.

Huzurlu bir kalple daima Allah’ı anmak, nimetleri karşısında şükredici olmak, azim ve iradeyle dinî, ahlakî ve içtimaî sorumluluklarımızı yerine getirmek ve mutluluk içerisinde yaşayabilmek için bu dünyanın her şeyine sevgi, muhabbet, hoşgörü ile bakmalıyız.

Kullanıcı avatarı
dilara19
Tiryaki Üye
Tiryaki Üye
Mesajlar: 385
Kayıt: Prş Nis 26, 2007 1:00 am

Mesaj gönderen dilara19 »

Huzurlu bir kalple daima Allah’ı anmak, nimetleri karşısında şükredici olmak, azim ve iradeyle dinî, ahlakî ve içtimaî sorumluluklarımızı yerine getirmek ve mutluluk içerisinde yaşayabilmek için bu dünyanın her şeyine sevgi, muhabbet, hoşgörü ile bakmalıyız.
[img]http://img256.imageshack.us/img256/4579/kuks8ic1.gif[/img]

Cevapla